Türkiye, son yıllarda savunma sanayi alanında önemli bir dönüşüm sürecine girmiştir. El Cezire'nin derinlemesine analizine göre, bu dönüşüm, yalnızca askeri güçlenme değil, aynı zamanda stratejik bağımsızlık hedefleriyle de bağlantılıdır. Türkiye, dünya genelinde meydana gelen jeopolitik değişimlerin yarattığı baskılar altında, süregelen ilişkilerinin yanı sıra, kendi savunma kapasitesini artırmak için bağımsız bir yol izliyor. Bu bağlamda, El Cezire'nin kapsamlı raporu, Türkiye'nin savunma politikalarının sayılarla ne denli etkili bir şekilde geliştiğini gözler önüne seriyor.
El Cezire’nin verileri, Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayisinde gösterdiği hızlı ilerlemeleri açıkça ortaya koyuyor. Ülkenin savunma sanayi, 2002 yılına kadar büyük ölçüde dışa bağımlıyken, 2023 itibarıyla bu bağımlılığın önemli ölçüde azaldığı belirtiliyor. Türkiye, bu dönemde 15 farklı platformda yerli imalat gerçekleştirmeyi başardı. Yerli savaş uçaklarından insansız hava araçlarına (İHA) kadar geniş bir yelpazede kendi teknolojisini geliştiren Türkiye, ayrıca savunma ihracatında da büyük bir artış sağladı. Örneğin, Türkiye’nin savunma ihracatı 2020 yılında 2 milyar dolar seviyesindeyken, bu rakam 2022’de 4 milyar dolara yaklaşarak önemli bir sıçrama yaşadı.
El Cezire’nin raporunda Türkiye’nin geliştirdiği projelerin yanı sıra, bu projelerin uluslararası düzeydeki etkileri ve rakip ülkelerle olan ilişkilere de dikkat çekiliyor. Türkiye, askeri projelerde kendi teknolojisinin yanı sıra, yurtdışında da ortak üretim yaparak iş birliği ağını genişletiyor. Özellikle, Türkiye’nin SİHA (Silahlı İnsansız Hava Araçları) teknolojisi, dünya genelinde birçok ülkenin ilgisini çekmiş durumda. Türkiye, bu alandaki yetkinliğini artırarak, savunma sanayinin ihracatını destekliyor ve stratejik iş birlikleri kuruyor.
El Cezire'nin analizinde, Türkiye'nin bağımsız savunma politikalarının neden bu kadar önemli olduğu, geleceğe yönelik hedefleriyle birlikte ele alınıyor. Türkiye, savunma sanayiinde geliştirdiği bağımsız projelerle, jeopolitik risklere karşı daha dayanıklı hale gelmeyi amaçlıyor. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin NATO ve diğer uluslararası savunma mekanizmalarındaki rolü de bir yandan güçleniyor. Ancak, Türkiye'nin kendi savunma sistemlerini önceliklendirirken, uluslararası iş birliklerine de açık olduğu ve bu bağlamda birçok ülkeyle ortak projeler yürüttüğü vurgulanıyor.
Türkiye'nin stratejik hedefleri arasında, 2023 yılına kadar yerli savunma sistemlerinin toplam ihtiyacı karşılayabilir hale gelmesi bulunuyor. 2023 yılına kadar tamamlanması planlanan projeler arasında, Türk savaş uçağı TF-X, insansız deniz araçları ve yerli tank Altay gibi kritik sistemler yer alıyor. El Cezire’ye göre, Türkiye’nin bu projelerde elde edeceği başarılar, sadece askeri kapasitelerini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda uluslararası güvenlik dengelerini de etkileyecektir. Bu nedenle, Türkiye’nin bağımsız bir savunma stratejisi oluşturarak, uluslararası alanda daha aktif bir rol üstlenmesi bekleniyor.
Sonuç olarak, El Cezire’nin derinlemesine analizinin gösterdiği üzere, Türkiye’nin savunma alanındaki bağımsız duruşu, ülkenin uluslararası pozisyonunu güçlendirme potansiyeline sahip. Türkiye, gelişmiş teknolojileriyle, hem ulusal güvenliğini sağlama hem de dünya üzerindeki askeri güç dengesini değiştirme yolunda ilerliyor. Bu durum, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda daha bağımsız ve etkili bir askeri güç olmasının ipuçlarını barındırıyor.